Tenezzül
Mustafa Akar★★★★★
4.0 · 40 değerlendirme
Kitap Hakkında
Şubat ayının soğuk göğünde martılar, kışın ağır yükünü taşır gibi kanat çırpar. Fırat’ın suları, Dicle’den uzaklaşarak bilinmeyen bir yöne akarken, zaman sanki durup başka bir boyuta geçmiş gibidir. Artık kırlardan çiçek toplamak, çatıların altında huzur aramak yoktur; her şey, o eski, yorgun geometri gibi kırılgan ve küs bir haldedir. Emekli bir babanın Darülbedayi anıları, annenin sessizliği, ölümün yapışkan gölgesi... Boş bir pazar meydanı, öğle vakti, güneşin ikindiye devrilişi. Camlar, kışın çocukluğunu saklar gibi donuk ve üşümüş; sokaklardan geçen kadınlar, rüzgârın yeşilini, yabanılığını çağrıştırır.
Bu yüzyıldan arta kalan çimento avlulu okullarda tarih öğrenildi, yol kenarlarındaki çam kozalaklarından, düşlerdeki limon ormanlarından geçilerek Latin ozanlarına, Cumhuriyet şiirine varıldı. Göklerin aydınlık haritasından bakarken, Mustafa adında olmak, bu yenilgiler çağında tuhaf bir teselli gibi.