Mevlid
Prof. Dr. İskender Pala ÜCRETSİZ İNDİRKitap Hakkında
1880'li yılların başı, Osmanlı'nın düşünce dünyasında fırtınaların koptuğu bir dönemdi. Tanzimat'ın aydınları, Servet-i Fünûn'un şairleri bir araya gelmiş, modernleşme, İslam kimliği ve Türkçenin geleceği üzerine hararetli tartışmalar yürütüyordu. Bir akşam, sohbetin konusu ansızın Süleyman Çelebi'nin mevlidine kaydı. Yüzyıllardır dilden dile dolaşan bu eser, artık bazı sözcükleriyle anlaşılmaz hale gelmişti. "Dilimiz değişti, edebiyatımız dönüştü; mevlidi günümüze uyarlamalıyız" diyenler çıktı aralarından. Birkaç şair, kalemlerini kâğıda dokundurarak yeni bir mevlid yazmaya koyuldu. Yazdıklarını birbirlerine okudular, beğendikleri beyitleri bir araya getirdiler. Ta ki "Bir aceb nûr kim güneş pervanesi" dizesine gelene dek. O an, odada derin bir sessizlik çöktü. Biri, elindeki kalemi bırakıp şu sözleri söyledi: "Bu kadar mükemmel bir dize varken, nasıl olur da benzerini yazmaya yelteniriz? Yeni bir mevlid.