Höbek Güneşi
Haşim Hüsrevşahi ÜCRETSİZ İNDİRKitap Hakkında
Çaldıran’ın soğuk toprağı, kanla sulanmış bir destanın sessiz tanığıydı. Gece, atların nal sesleriyle inlerken, zafer sarhoşu padişahın göğsü gururla kabarıyordu; ama yerde yatanlar, dilleri, inançları ve renkleriyle birbirine karışmış ölülerdi artık. Aralarında miğferleri düşmüş, saçları kana bulanmış savaşçılar... Padişahın emriyle maskeler çıkarıldığında, gerçek ortaya döküldü: Toprakta yatanlar, erkek kılığına girmiş Kızılbaş kadınlarıydı. Kılıçlarını son ana kadar sımsıkı kavramış, vatanları için dövüşüp ölen bu dişi kahramanlar, yenilginin ortasında bile gülümseyen yüzlerle yatıyorlardı. Padişah, bir an duraksadı, sonra hayret ve saygıyla baktı onlara. "Bu kadınları törenle gömün," diye buyurdu, "saygısızlık edilmesin." Çaldıran’ın o geceki ay ışığı, sadece ölülerin değil, unutulmaz bir cesaretin de mezarı oldu.