Harabelerin çiçeği, Eski ahbap, ve Boyunduruk
Reşat Nuri Güntekin ÜCRETSİZ İNDİRKitap Hakkında
Yolun kıyısındaki terk edilmiş Ezidi köyü, sessizliğin içinde hüzün fısıldıyordu. Yıkık duvarlar, kırık kapılar, sanki bir daha açılmayacakmış gibi duruyordu. Pencerelerde tünemiş serçeler, uçup gidenlerin ardından hüzünlü bir şarkı söyler gibiydiler. Afîye’nin evi, boşluğuyla insanı içine çekiyordu. Kapısız eşiğin sağında, taşın üzerine işlenmiş tavus kuşu, renkleri solmamış gibi canlıydı; sanki zaman ona dokunmamıştı. Dev dut ağacının gölgesinde, ikiye bölünmüş nar ağacı, incir ağacına yaslanmış, son bir umutla ayakta durmaya çalışıyordu. Kuyu, kuru yapraklarla dolmuş, susuzluğunu anlatıyordu. Evin duvarları, dökülen sıvalarıyla gözyaşlarını andırıyordu. Tavanı sökülmüş, ocak ise karanlığını koruyordu; bacası yıkılmış, ama ateşin izleri hâlâ oradaydı. Her köşe, unutulmuş bir hikâyenin parçası gibiydi.