Elveda
Osman Öndeş ÜCRETSİZ İNDİRKitap Hakkında
Mayısın serin bir sabahında, Üsküdar’ın tenha sokakları sessizliğe bürünmüştü. Şafak sökmek üzereyken, Şemsipaşa’ya doğru ilerleyen genç adamın adımları ağır, bakışları dalgındı. Rüzgârın teninde bıraktığı ürpertiyi hissetmiyor, yalnızca içindeki fırtınayla boğuşuyordu. Yıllar sonra bile hatırlayacağı o anlarda, İmrahor Camii’nin duvarına yaslanıp soluklandığında, yalnızlığının ezan sesleriyle sarıldığını fark etmedi. Sahile vardığında, Boğaz’ın coşkun akıntısı gözlerinin önündeydi; hayat, bir damla gibi akıp gidiyordu.
Elindeki torbayı usulca yere bırakırken, sevdiği kadına son bir söz bulamamanın acısı yüreğini dağlıyordu. Zeynep Hanım’ın sıcaklığı, çocuklarının yüzleri zihninde canlansa da, beynini saran karanlık onu bu dünyadan koparıyordu. Hasreti bir dağ gibi büyürken, son nefesini vermek üzereydi. Her şey bitmek üzereyken, geride bıraktığı hayatın izleri gözlerinde eriyordu.